Gezilecek yerler

Türkiye’nin en kuzeyindeki saklı cennet…

 

Hamsilos Koyu

Yemyeşil ormanı, denizin bir nehir gibi kara içine girdiği Hamsilos Koyu (Hamsaroz) ve civarı bir doğa harikasıdır. Il Merkezine 11 Km. uzaklıktadır. Akliman-Hamsilos (Hamsaroz) yöresi Kültür Bakanlığı tarafından 1.derecede Doğal Sit alanı ilan edilmiştir. (9.Nisan 1987 tarih 19.426 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı, 19.Nisan 1989 tarih ve 20144 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ikinci değişik Bakanlar Kurulu Kararı ile. ) Hamsilos Koyu ( Hamsaroz), çiçek ve ağaçlarla bezenmiş olağanüstü güzellikte bir dinlenme yeridir. Koyun oluşumunda, gerekli olan buzul aşındırması IV. Jeolojik Zamanda bu yörede oluşmadığından, Hamsilos Koyu (Hamsaroz), Deveci Deresi adlı küçük bir akarsuyun ağzında yer alan 300-400 m.lik bir deniz girintisidir. Hamsilos (Hamsaroz) limanı, morfolojik delillere göre, Deveci Deresi Vadisinin aşağı kesiminin, karada oluşan çöküntüler sonucunda sular altında kalmasıyla oluşmuş, dünyada sadece Norveç ve Sinop’ta bulunan “RIA” tipi kıyıdır.

 

Akliman

Şehrin batısındadır. Kent merkezine 9 km. uzaklıktadır. Kilometrelerce uzunluğunda ve 15-20 metre genişliğinde bir şerit gibi uzanan kumsalı vardır. Millî Parklar Başmühendisliğince düzenlenen Akliman Piknik Alanı, her türlü ihtiyaca cevap verecek niteliktedir. Piknik alanında ormanla deniz içiçedir. Akliman Koyunun oluşumu da Hamsilos Koyu’nun oluşumunda açıklandığı gibi “RIA” tipi bir kıyıdır.
Karakum
İl Merkezine 2 km. uzaklıktadır. Sinop Yarımadası’nı çevreleyen yol üzerindedir. Adını ince simsiyah kumundan almıştır. Halk arasında kumunun romatizma,siyatik gibi hastalıklara iyi geldiği söylenir.
Kamu ve özel kişilere ait otel, tatil köyü, kafe, restaurant, bungalow tipi evler ile karavan ve çadır yerleri bulunmaktadır.

 

 

Akgöl

Ayancık ilçesinin güneyinde Ayancık-Kastamonu yolunun 31.km sinde, yoldan da 5 km içeride bulunan Akgöl ; 1200 metre yüksekliktedir. Etraftaki sık göknar ormanları içinden akan iki çayın birleştirerek oluşturduğu göl ortalama 3 dönüm alan kaplamaktadır. Gölün yanında orman işletmesine ait bir tesis bulunmaktadır. Günübirlik piknik için uygun olan göl civarındaki orman içlerinde piknik masaları ve ızgara yerleri bulunmaktadır. Çevre ormanlarda yaban domuzu, ayı, kurt, çakal ve tavşan gibi av hayvanları mevcuttur.
Akgöl’e ulaşmak için inilen 5km lik yol stabilize olup buradan da İnaltı bölgesine doğru yol devam etmektedir. Bu yol üzerinde bulunan İnaltı Mağarası ve Kanyonları safari turlar ve yürüyüşler için de müsaittir. Kış mevsiminin uzun geçtiği bölgede küçük kayak pistlerinin de yapılabileceği uygun orman içi boşluklar mevcuttur.

 

 

İnaltı Mağarası

İnaltı Köyü köyün hemen arka yamacında bulunan mağara ile ünlenmiştir. Deniz seviyesinden 1070 m. yüksekte olan mağaranın oldukça büyük olan ağzı köyden görülebilmektedir. Köyde biraz soluklandıktan sonra yaklaşık 500 metrelik bir tırmanıştan sonra mağaraya ulaşılmaktayken, 2002-03 yıllarında yapılan yol ile mağaranın 50 m. altına kadar araçla gidilebilmektedir. Buradan 50 metrelik merdivenle mağaranın ağzına ulaşılabilir. Mağara ağzında geniş bir sahanlık bulunmaktadır.
İnaltı mağarası gerek mağara içi damlataşları ve arkeolojik özelliği, gerekse de doğal çevrenin güzelliği nedeniyle, turizm amaçlı kullanıma son derece uygun şartlara sahiptir.

Ortalama uzunluğu 7500 metre olan mağaranın son noktası girişten 24 metre aşağıdadır. Doğu-batı yönünde büyük bir (S) çizerek uzanan mağaranın giriş ağzı ve gerisindeki salonun tavan yüksekliği 20 metreden fazla, genişliği ise 18 metredir. Giriş salonu boyu 125 m, tavan yüksekliği 6-22 m, genişliği 7-13 metreler arasında değişen düzgün bir galeriye açılır. Bu galeri mağaranın en geniş ve en kuru bölümüdür. Buradan sonra daralarak ilerleyen mağarada sarkıt, dikit, sütun, örtü ve duvar damlataşları, damlataş havuzları görülmeye başlar. Yatay gelişmiş kaynak konumlu fosil bir mağara inaltı mağarasında damlataşların çoğu genişlemiş olan orta bölümde yer almaktadır. Buna karşılık mağara tabanına yakın alt kesimlerde ve su düzeyinin hemen üzerinde Karnabahar ve Patlamış Mısır şekilli damlataşlar da bulunmaktadır. Mağaranın içinde yer yer su birikintilerine rastlanmakta olup bazıları ilerlemeyi zorlaştıracak şekilde derindir. Mağara girişinde görülen duvar kalıntıları, tarihi dönemlerde iskan alanı olarak kullanıldığı sanılan mağaraya arkeolojik değer de katmaktadır.
İnaltı mağarasının elektrifikasyonu, trafo, kapı, merdiveni, çeşme ve tuvaleti yapılmış; mağara içindeki gezi güzergahı ve kır kahvesi yapım çalışmaları devam etmektedir.

Mağara Civarında Kanyon, Akgöl ve Karlık Yaylası ve Düdeni gibi doğal güzelliklerin de bulunması mağaranın önemini daha da arttırmaktadır.

 

 

Erfelek Tatlıca Şelaleleri

Sinop il merkezine 42 km uzaklıkta, Erfelek İlçesi Tatlıca Köyü sınırları içerisindedir. Aynı vadi içinde art arda sıralanmış 30′a yakın irili ufaklı şelaleden oluşmuştur. Bu özelliğiyle Dünyada benzeri yoktur. Dar ve 2 km uzunlukta bir vadi içinde, şelaleler kenarında kayın ormanları içinde yapılacak 2 saatlik yürüyüş oldukça zevkli ve heyecanlıdır. Doğal sit alanı olan bölgede trekking, piknik, gezi ve av turizmi olanakları sağlamaktadır.
Uçurumdan uçuruma düşen, köpüklü suların oluşturduğu 30′a yakın şelelesiyle kayıp bir vadi… Ihlamur, gürgen ve meşelerin göğü hapsettiği bir ormanda, sararan yaprakların suyla muhteşem sonbahar düeti… İki yıl önce keşfedilen sarp vadide uğuldayan şelaleleri, muhteşem doğası ve bakır yaylalarıyla göz kamaştıran Erfelek, Sinop’un ilçesi.
Şamı Şelaleleri’nin aktığı vadideki eski su değirmeni, şelalelere de adını veren Şamı (Tatlıca) köyüne ait. Eski değirmen 1.5 kilometreyi aşan şelale tırmanışı için kerteriz noktası. Şelalelerden tırmanarak değirmene gelindiğinde yol yarılanmış oluyor. Geri dönmek isteyenler için değirmenden aşağıya patikayla inmek mümkün. Değirmenden sonra vadi daha da sarplaşıyor.

Sorgun, Erfelek’e yaklaşık 15 kilometre mesafede bir orman köyü. Sık ormanların çevrelediği bir ovada korulu köyde, diğer köylerde de olduğu gibi geleneksel taş örtülü eski evler hızla yok oluyor. Taş örtü, özellikle direkler üstünde duran ahşap tahıl ambarlarında ve tarlalardaki küçük kulübelerde görülüyor. Zira taş örtü çatıları, sert Karadeniz rüzgarına karşı daha dayanıklı kılıyor.

Kayın, ıhlamur, gürgen ve meşe ormanından gökyüzünün görünmediği dar Şamı Vadisi, Karasu üzerine kurulan baraj çalışmaları sırasında keşfedilmiş. Şelaleler, döküldükleri noktalarda bazen dört beş metre derinliğinde ve rengarenk gölcükler oluşturuyor.
Gebegüneyi yaklaşık 1050 metre yükseklikte bir yayla. Sonbahar, orman ağaçlarının yanı sıra ormanaltı bitki örtüsünü de göz alıcı renklere boyuyor. Atlas’ın koyduğu adla “Belikliduvar”, vadinin hemen hemen ortalarına denk düşüyor. On metreye yakın dik duvardan yosunlar ve ormanaltı bitkileri de suyla birlikte akıyormuş hissi uyandırıyor.
Vadide zaman zaman küçük kollara ayrılan su, birleşip aynı gölcüğe dökülürken muhteşem görüntüler yaratıyor. Saklıseki’ bu ayrılış ve yeniden birleşişin en güzel örneği. Gebe güneyi Yaylası sonbahar renklerinin en görkemli izlendiği noktalardan. Ormanaltı bitki örtüsünün en baskın rengini yine eğreltiotları veriyor.

Soğuk suların uğultularla döküldüğü Şamı Şelaleleri’nin her biri ayrı biçimde. Sonbaharda da su, hatırı sayılır seviyenin altına inmiyor. Sonbahar renklerinin hızlı değişimi en açık biçimiyle yapraklara yansıyor.

Erfelek’in Abanoz Mahallesi’ndeki asma köprü çelik halatlar üzerinde duruyor. Abanozluların ürkütücü köprüden hayvanlarını geçirebilmek için eşekle önden gitmesi gerekiyor. Erfelek, kendine özgü lezzetiyle ve piştikten sonra iç kabuğundan kolay ayrılan kestanesiyle ünlü. Olgunlaşan kestaneler uzun sırıklarla ağaçlara çıkılarak silkeleniyor.

 

 

Sarıkum

Deniz, orman ve göl bir aradadır. Çeşitli av hayvanları vardır. Orman Genel Müdürlüğünce Tabiatı Koruma Alanı ilan edilmiştir. İl Merkezine 21 km.uzaklıktadır. Bitki örtüsünün yanısıra çevrede görülen başlıca hayvan türleri; karaca, yaban domuzu, çakal, tilki, vaşak,gelincik ve vahşi yılkı atları gibi memeliler; çok çeşitli ördek ve kaz türü balıkçıllar; kuğu, toy, çulluk gibi kuş türleri ile çeşitli sürüngen, kurbağa ile kefal gibi balık türleri bu yöremizde bol miktarda yaşamaktadır.

 

İnce Burun

Sinop’a gelen yerli ve yabancı turistlerin en çok görmek istedikleri yerlerin başında, Türkiye’nin en Kuzey ucu olan İnceburun gelmektedir. Bozulmamış doğal kıyı yapısı ile, Millî park niteliğindedir. İnceburun ve çevresi geyik, sülün ve karaca koruma alanıdır.

 

 

GEZİLECEK DİĞER YERLER

Sinop’un doğal yapısı, ilde bir çok mesire yerinin doğmasını sağlamıştır. Düzenlenen orman içi dinlenme yerleriyle bu doğal zenginlikler değerlendirilmiştir. Ormanlarla yan yana uzanan plajlar kilometrelerce uzanan pırıl pırıl kumsallarla kaplıdır.

Orman kampı

Şehrin girişinde iç limana bakan kısımda çam ağaçlarıyla kaplı bir alanda bulunmaktadır. Orman İşletme Müdürlüğünün sosyal tesisleri ile kabinler bulunmaktadır. Bütün yaz boyunca hem piknik yapılan hem de denize girilen güzel plajlardan biridir.

Karakum Yöresi

İç limanda şehre 1,5 km uzaklıktaki Özel idareye ait tesislerde otel, pansiyon, bungalov tipi evler, çadır, kamp yeri bulunmaktadır.

Soğuk Su

Sinop-Boyabat eski karayolunun 47. kilometresindedir. Çevresi köknar ağaçlarıyla kaplıdır. Orman içinde yer alan içme suyu, şifalı olarak bilinmektedir.

Bektaşağa Köyü ve Göleti

Sinop-Erfelek yolu üzerinde Sinop!a 20 km uzaklıktadır. Geleneksel şenlikleri, orman ve balık avcılığı yapılan göleti meşhurdur.

Camiiler ve Mescitler

Alaaddin Camii

Eski türk cami tiplerine güzel bir örnek teşkil eden Alaaddin camii, Sinop’un fethinden hemen sonra yapılmıştır. Rumların Sinop’a yaptıkları baskıda büyük zarar gören cami 1268 yılında Süleyman Pervane tarafından onarılmıştır. Daha sonraları Candaroğullarından Celaleddin Beyazıt ve İsfendiyar bey, Osmanlı çağında Mutasarrıf Tufan Paşa tarafından tamir ettirilmiştir. Zamanında türk taş oymacılığının bir şaheseri olan minberi ne yazık ki büyük kubbenin çökmesiyle yıkılmıştır.

Saray Camii

Tersane Çarşısının arkasındaki sokakta bulunan cami, kesme taştan yapılmıştır. Tek kubbelidir. Cami 1374 yılında Candaroğullarından Celaleddin Beyazıt Bey’in zamanında yapılmıştır. Bu çağa ait işlemeli güzel bir mihrabı ile kitabesi vardır.

Fatih Baba Mescidi

Meydankapı çarşısında yer alan mescid 1353 yılında İsmail Bin Uslu Bey tarafından yaptırılmıştır. Mermerden yapılmış süslü küçük mihrabın çevresinde kabartma olarak ”Atetül Kürsi” yazılıdır.

Mehmet Ağa Mescidi (Camii)

Kaleyazısında bulunan cami, 1648 yılında yapılmıştır. 1910 yılında bir minare eklenmiştir.

Cezayirli Ali Paşa Camii

Seyyid Bilal türbesine bitişik olan cami, Selçuklu çağına aittir. 1876 da Ali Paşa ve 1898 de Abdülhamit tarafından tamir ettirilmiştir.

Kefevi Camii

Kefevi mahallesinde bulunan bu caminin kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Bilinen harab bir halde iken Sancak Mutasarrıfı Bekir Paşa tarafından 1896 yılında tadilat yaptırılmıştır.

Meydankapı Camii

Sakarya caddesi üzerinde bulunan bu caminin ilk yapılış tarihi belli değilse de Şeyh Ömer Efendi adında bir zat tarafından yaptırıldığı vakıf kaynaklarından öğrenilmektedir. Caminin ahşap minaresi Sinop minarelerinin en orjinalidir.

İskele Camii

Tersane çarşısında bulunan cami 1905 yılında Sinop eşrafından Hacı Ömer Efendi tarafından yaptırılmıştır.

Medreseler

Süleyman Pervane Medresesi ( Alaaddin Medresesi )

Alaaddin caminin kuzeyinde olan medrese Sinop’un düşman baskısından kurtarılmasının bir hatırası olarak1262 tarihinde Selçuklu Veziri Süleyman Pervane tarafından yaptırılmıştır. Binanın girişini mermer süslü bir portal süslemektedir. İçinde eyvan karşısında geniş avlu ortasında şadırvan vardır. Avlunun her iki yanında mermer sütunlu revak ve arkalarında 16 küçük oda bulunmaktadır.

Türbeler

Seyid Bilal Türbesi

Selçuklı çağında yaptırılmıştır. Seyyid Bilal’ın makam türbesi sonradan Çaça (çeçe) Türklerinden Tayboğa tarafından tamir ettirilmiştir. Türbe, Hz. Hüseyin soyundan ve Arap Ordusu komutanlarından Seyyid Bilal’ın şehit olduğu yerde yapılmıştır. Eskiden beri ahlkın önemli ziyaret yerlerindendir.

Gazi Çelebi Türbesi

Türbe Süleyman Pervane Medresesi’nin sağ taraf bitişiğindeki küçük bir bahçe içindedir. Pervane oğullarının son hükümdarı olan Gazi Çelebi, Mühessebüddin Mesut Çelebinin oğludur. 1322 yılında ölümü üzerine bu türbeye gömülmüştür.

İsfendiyaroğlulları Türbesi

Alaaddin cami bahçesinde bulunan türbe Candaroğullarında Celaleddin Beyazıt ile oğlu İsfendiyar’ın oğlu İbrahim beylerle bu aileye mensup daha 8 zatın kabrini ihtiva etmektedir. Türbenin hangi tarihte ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. İçindeki sandukalar türk taş işleme oymacılığının eşsiz örneklerindendir.

Sultan Hatun Türbesi (Aynalı Kadın)

Sinop müzesinin bahçesinde bulunan türbe 1335 tarihinde 1. Murat’ın kardeşi Süleyman Paşanın kızı İsmet Sultan Hatun için yaptırılmıştır.

Hatunlar Türbesi

Candaroğulları zamanında yapılmış olan bu türbe Cezayirli Ali Paşa Camii yanında tek kubbeli ve kare planlı bir binadır. Celaleddin Beyazıt’ın oğlu İskender’in karısı ile kızı Ture Hatun için yaptırılmıştır.

Yeşil Türbe

Candaroğulları zamanında yapılmış olan bu türbe Sakarya caddesi üzerinde ve Alaaddin Camii’nin doğusundadır. Kare planlı ve tek kubbeli olup, kime ait olduğu belli değildir.

Şehitlik

Müze bahçesinde olan şehitlik 1853 Osmanlı – Rus Muharebesinde Sinop Limanındaki Osmanlı donanmasına Rusların ani bir baskını sonucu şehit düşen denizcilerimiz için yapılmıştır.

Paşa Tabyaları

Sinop yarımadasının güney doğusunda Karakum yolu üzerinde 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşları sırasında denizden gelen tehlikeleri önlemek amacıyla yaptırılmıştır. Yarım ay şeklindedir. 11 top yatağı, cephanelik ve mahzenlerden ibaret güçlü bir yapıdır.

Korucuk Tabyaları

Özel mülkiyet alanı içindedir.Güneydoğusunu deniz sınırlamaktadır. Sinop limanını korumak amacıyla 19. yüzyıl başlarında Osmanlılar tarafından yaptırılmıştır. Küçük bir kayalık tepe üzerinde kurulmuştur. Tabyaların top yataklarının 7 tanesi sayılabilmektedir. Tam üzerinde bir konut yer almaktadır.

Tarihi Cezaevi

Cezaevi iç kalenin içinde ve eski tersane alanındadır. 1877 yılında kullanılmaya başlanmıştır. Binanın önünde tek kubbeli bir Osmanlı hamamı vardır. Güneydeki sur duvarlarında 2 adet tersane kapısı vardır. Binayı çevreleyen burçlar Osmanlı devrinin zindanları olarak kullanılmıştır.
[tab:Tarihsel ve Kültürel Çevresi]

SİNOP’ UN TARİHSEL VE KÜLTÜREL ÇEVRESİ:

Birçok medeniyetlerin gelip geçtiği Sinop’ ta tarihi, kültürel ve arkeolojik değerlerle tabii güzellikleri bir arada görmek mümkündür.

Sinop Müzesi

Müze, Sinop’ un merkezi yerindedir. Hükümet binasının kuzeyinde yer alır. Bahçesinde Şehitler Anıtı, Aynalı Kadın Türbesi ve Serapis Mabedi bulunur. Yurdumuzun en eski Müzecilik faaliyetlerinden biri de 1921 yılında Sinop’ ta başlamıştır. Önceleri eserler Mekteb-i İdadi’nin bahçesinde toplanmıştır. Zamanla şehrin çeşitli yerlerinden çıkan eserler 1932 yılında memurluk, 1947 yılında Müdürlük olmuştur. 1970 yılında yeni binasına taşınmıştır.

Bu modern binada eserler, kronolojik bir sıra içinde 4 teşhir salonu bulunmaktadır. Zemin katta bulunan birinci salonda Sinop çevresinden derlenen ve 1953 yılında Sinop’ a 16 km. uzaklıkta bulunan Demirci Köyü Karagöz Höyük kazısından çıkan eski Tunç Çağı’ na ait (M.Ö. 3000) buluntulardan, pişmiş topraktan yapılmış objeler ile Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Devri sikkeler teşhir edilmektedir. İkinci salonda kronolojik sıra ilie Hitit (M.Ö. 1200-695), Arkeik (M.Ö. 650-480) ve 5. , 4. yüzyıla ait eserler, Helenistik, Roma, Bizans çağına ait (M.Ö. 330-M.S. 1453) pişmiş topraktan yapılmış objeler ile Roma döneminin çeşitli cam eserleri Üçüncü salon etnoğrafik eserler salonudur. Burada Sinop çevresinin giyim, kuşam, el işleme, örme, dokuma örnekleri ile çeşitli ziynet eşyaları, çini, porselen, ateşli ve delici silahlar, yazı takımları, fildişi sedef kakmalı çekmece ve mutfak eşyaları teşhir edilmektedir.
Üst kat salonlarında XVll.-XVlll. Yüzyıllara ait halı seccade örnekleri ile Osmanlı dönemi dokuma çeşitlerinden çatmalar, al yazma Kur’anlar, hat sanatına ait yazı çeşitleri, cilt kapakları, fildişi kakmalı rahleler sergilenmektedir. Bunların yanında müzenin kendisine has özelliklerinden biri de Bizans sanata üslubundaki zengin bir İkon koleksiyonuna sahip oluşudur. Çeşitli boy ve ebatta İsa, Meryem, Melek ve azizler ile ilgili konuları içeren ve altın yaldız boya ile yapılan 27 adet ikonlar, Müzenin ikinci katındaki salonda sergilenmektedir.

İl Halk Kütüphanesi

İl Halk Kütüphanesi Dr. Rıza Nur Vakfı’ na ait binada hizmelerini sürdürmektedir. Kütüphane 9 Ekim 1924 yılında yani Cumhuriyetin 1. yılında hizmete girmiştir. Kurucusu Dr. Rıza Nur’ dur. Merhum Rıza Nur Bey, Sulh Murahhası olarak gittiği Rusya ve İsviçre’ de ayrıca hayatının bir bölümünü geçirdiği Mısır ve Fransa’ da Türklük ve Türkiye hakkında yazılan kitapları toplayıp, kurduğu bu kütüphaneye göndermiştir. Bunlar arasında tarihi belge niteliğini taşıyan eserler vardır. Kütüphanede halen 38.455 kitap bulunmaktadır.

Kaleler

Anadolu’ nun, Karadeniz kıyısında, hemen en eski şehirlerinden biri olan Sinop’ un tarihi eserleri arasında en çok dikkati çekeni kaleleridir. Şehrin yalı ve Kefevi mahaleleri ( eskiden Varoş denilen kısımdır) hariç olmak üzere büyük bir kısmını çepeçevre kuşatan Sinop Kalesi, Meşrutiyetin ilk yıllarına kadar pek az yıkılmış bir halde idi. Bugün birçok kısımları çökmüş, tamamen harabolmuş bir durumdadir. Sinop’ un bu meşhur kalelerinin yapıldığı tarih kesin olarak bilinmemektedir. İlk müve, Sinop’ u bir şehir haline sokmuş olan Milatlılır (İyonya müstevlileri) tarafından vücuda getirilmiştir. Bununla beraber, Milattan önce ilk yüzyıl başlarında ( Pontus ) kralı meşhur ” Büyük Mihridat’ ın esasen doğduğu yer olan Sinop’ ta mabet, tiyatro, cimnazyum, darphane ve saray yaptırmak suretiyle burayı imar ettiği ve önüne getirilecek olursa, bugünkü kalelerden büyük bir kısmının bundan iki bin yıl kadar önce yapılmış olduğunu kabul edebiliriz.
Sinop kalesi, bugünkü durumuna göre kuzeyden (800), güneyden (400), doğudan (500) ve batıdan (273) metre uzunluğundaki duvar (beden) lardan vücuda getirilmiştir. Bu duvarların kalınlığı 3 metre kadardır. Yüksekliği, türlü burç ve bedenlerin yapılışına göre 30-40 metre arasında değişir. Bugün eski halini en çok muhafaza etmekte olan beden ve burçlar, güneyden park, derin boğaz ağzı ve hapishane yakınındakilerle iç kalenin kuzeybatısındaki burçlardır. Kalenin eski şeklini muhafaza eden yalnız kapısı (Lonca-Kumkapı) kalmış, ötekiler yıkılmıştır.
Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ nde o zaman sağlam bir halde bulunan kale kapılarını birer birer saymaktadır. ” Kum Kapısı, Meydan Kapısı, Tersane Kapısı, Yenicçe Kapı, Tabakhene Kapısı, Lonca Kapısı, Gizli Kapı ve Deniz Kapısı”. Bu kapıların ikişer kanatlı demir kapılar olduğunu belirtmektedir.

İç Kale

Şehrin batı tarafında ve Kaleyazısı ile kumluk denilen sahanın arasındadır. Güney ve kuzey tarafları denizdir. Bu kale, Selçukluların Sinop ‘ u aldıklarından bir yıl kadar sonra, esas kısmı doğu tarafından uzun bir sur ilavesi suretiyle çevrilip yapılan yerdir. Bu kısım yapılırken şehrin eski mabet , saray gibi enkazından da istifade edilmiştir ki ,bir çok sütunlar, sütun başlıkları ve mabet yazıtlarını havi taşlar duvar aralarında konulu bulunmaktadır. İçkale , doğu tarafından geniş bir hendekle de tekrar ayrılmıştır.
İçkale , kuzey ve güney olmak üzere iç içe iki bölümden ibarettir.kuzey , bölümünün genişliği 16.875 ve güney bölümünün ise 65.000 m2 dir. Güney bölümü içinde Sinop’un meşhur tarihi hapishanesi bulunmaktadır.
Selçuklular, Sinop’u aldıktan sonra kalenin batı tarafından bu kaleyi meydana getirdiler. Komutanlar iç kalenin yapılmasını üzerlerine alarak bu büyük işi bir yıl kadar bir zaman zarfı da başarmış ve her komutan kendine düşen kısmı bitirerek o kısım üzerine hükümdar İzzeddin Keykavus ile kendi ad ve vilayetlerini yazdırmışlardır. Sinop 611 yılında alındığı halde , içkale yazıtları 612 yılını taşımaktadır. Buda gösteriyor ki ; içkale , savaşa iştirak eden komutanlar tarafından vücuda getirilmiş ayrı bir kısımdır. İç kalenin içinden bugünkü yol geçirilmeden önce bu kısım , yeni kalenin doğu taraf bedin tamam durumda olduğundan içkaleye şimdiki askerlik şubesi yanındaki dehlizli büyük kapıdan girilirdi. İçhisarın lonca kapısı denilen kapısıdır.

Av Turizmi Balıkçılık

Avcılık: İl ve ilçelerindeki ormanlık alanlarda her mevsim tilki, kurt, çakal, yaban domuzu avlanmaktadır. Yine mevsimine göre il genelinde yaban ördeği, yaban domuzu, su tavuğu, çuluk, bıldırcın, tavşan avlanmaktadır.
Balıkçılık: İl merkezi ile sahil ilçeler Ayancık, Gerze ve Türkeli de küçük ve amatör balıkçılıktan başka, büyük tekne, gırgır ve trol sahipleri dört mevsim balıkçılık yapabilmektedir. Ağustos-Kasım ayları arasında lüfer, palamut, Kasım-Nisan ayları arasında hamsi, Mayıs-Temmuz ayları arasında ise mevsimine göre kalkan, kofana, orkinos ve köpek balığı avlanmakta olup yurt dışına ihraç edilmektedir.